Yaylada bir gün

Kimileri köy veya mahalle dese de biz ona yayla diyoruz. Çok yüksek olmasa da rakımı, içinden kocaman bir ırmak geçse de biz ona yayla diyoruz. Yayla ismi güzel geliyor belki, belki de burada yaşayanların ekserisinin hala yayla insanı gibi hayvancılık yapmasından kaynaklanıyor böyle dememiz. Doğallığın yıllardır bozulmadığı, yıllarca da bozulmasını beklemediğimiz bir yer burası, burası bizim yaylamız Sazcağızsuyu…

İsmin kaynağı yaylanın içinden geçen ırmak, o ırmak Sazcağız köyünden kaynayıp geldiği için yaylamızın adı böyle olmuş. Yayla girişinde tepeden baktığınızda kıvrım kıvrım yeşil bir vadi görürsünüz, işte o yeşilliğin kaynağıdır suyumuz. O yeşillik içinde neler saklıdır neler, çeşit çeşit meyve ve sebze yetişir bu güzel suda. Yaylamızda yetişen meyve sebze değil çiçek adedi bile yüzlercedir. Çoğuna ot deyip geçtiğimiz yüzlerce tür. Adını bile bilmediğimiz bu çiçekler arılarda bal, koyun ve keçilerde süt, etlerde müthiş bir rayiha olur gelir size. Başka yerlerde saman tadı veren et burada zevk verir. Süt, yoğurt, yumurta tarif edilecek gibi değildir. Yaylamızın koyun yoğurdunu tatmayana ben nasıl anlatabilirim ki bir sayfalık yazıda.

5 km uzağında bulunur Suçatı Kasabası’nın, yolu çok bozuk olmasa da araç ile giderken oldukça yorar insanı. Sakın ola serinlemek için yolda aracınızın camlarını açmayın. Yaylaya giderken tam yarı yolda, say dağının eteğinde, çörtenlik denen mevkide bolca akan bir su görürsünüz. Mutlaka uğrayıp kana kana için o sudan, hatta yanınıza alın bir miktar. Vaktiniz varsa oturun bir çay demleyin, piknik yapın ama lütfen kalkarken temiz bırakın mekânı. Ayrıca asırlık söğüt ağaçlarına ne olur dokunmayın. Benim olduğu için söylemiyorum, herkes bu güzelliği görsün diye bu kadarcık iyilik yapıverin.

Mezarın sırtı adı verilen yerde durup dört bir tarafı izleyin. Yeşil vadimizi, sazcağız taraflarına doğru dağlarımızı, seksenveren tepesini ve hatta geriye dönüp darendeye doğru uzanan yolu izleyin iyice bir. Rüzgar uçurmazsa sizi orada bir miktar konaklayın. Sonra devam edip gelin yaylaya. Düzlek adı verilen düzlükte sıralanmış şirin evler görürsünüz. İşte o evler bizim evlerimiz. İşte o evlerde yaşarız biz yazları. Dört mevsim yaşayanlar da var fakat biz o kadarını bilmeyiz. Yaz mevsimi orada nasıl geçer anlatmak isterim.

Sabahın seher vakti her yerde olduğu gibi, belki daha fazla bizim yaylamızda güzeldir. Doğu tarafından – ki bizim yaylada doğu tarafında en belirgin yer gazören tarafıdır – bir kızıllık belirir imsaktan az sonra. İlerleyen saatlerde ilk olarak say dağının tepelerine düşer günün ilk ışıkları. İşi çok olanlar – bazen biz de dâhil – daha o vakitlerde, yani kahvaltı bile yapmadan çıkar bağa bahçeye, çünkü öğle arası çalışılmayacak kadar sıcak olur yazları. Bu nedenle sabah çalışanlar için kahvaltı saat 10’ları bulur. Çaysız olmaz kahvaltı. Siz siz olun çayı dışarıda, ocakta, odun ateşinde yapıverin, tadı bir başka olur onun. Kahvaltıda en doğalından; peynir, yoğurt, tereyağında yumurta, varsa kavurma, çıkmışsa çıtır salatalık, biber, domates de olsun. Kahvaltının ardından bir miktar dinlenme olur, sonra evin çevresinde, yakın bahçelerde çalışma ve saat 14.00 civarı öğle yemeği. Öğle yemeğinde et filan olsa da olur olmasa da olur. Taze fasulye çıktıysa o etten tatlı gelir size. Soğan ve domatesten oluşan bir salata, yanına bir de bulgur pilavı, sanırım iyi bir menü oldu. Bu yediklerini insanın eritmesi lazım, bunun en doğal yolu da çalışmak. Nerede iş varsa, hangi iş varsa ayırt etmeden çalışma. Bu çalışma zoraki değil keyifle olmalı. Severek çalışırsanız verim alabilirsiniz ancak.

Teknolojiyi bırakıp geldiyseniz birkaç gün bocalarsınız, eğer bocalama hala devam ediyorsa size tavsiyem mutlaka gidin Gürün’den internet alın, yazlık paketi uygun oluyor mesela. Yayla başında internet mis gibi. Hem tertemiz doğa hem de dünya ile bağlantı. İnsan daha ne ister ki. Şükürler olsun demeyi unutmayın J

Yaylada bir gün böyle geçer genelde. Stresten uzak, toprağa yakın, suya ve akrabaya yakın. Dalından koparılmış meyve ve sebzeler. En doğalından hayvansal gıdalar. Başınızı yastığa koyar koymaz gelen uyku. Temiz hava, temiz su ve alın size terapi. Bunun adı yayla terapi.   

Bu kadar güzelliğe ek olarak yaylanın bazen zor geldiği de olur. Oruçlu bir günde bahçede çalışmak zorunda kalmak, güneş altında yoğun tempoda çalışmak, bolca meyve olduğunda onunla uğraşmak gibi. Gül veya diken gibidir veya diken veya gül gibi bazen yayla. Çalışmak zorunda olmadan keyifle  çalışmak, yayla tatilini çok fazla uzatmamak, sıkılmadan ayrılmak en doğrusu galiba. Herkesin bakış açısı farklı olabilir, bence böyle olup bitenler.

… 

Yorumlar