Yeşil GÜRÜN




GÜRÜN
Evvel bahar yaz ayları gelince
Açılır bahçede gülü GÜRÜNÜN
Hava bulanıp ta yağmur yağınca
Her dereden çağlar seli GÜRÜN'ÜN.


Bülbül öter bahçesinde bağında
LAYİKİ söylüyor gürünün halin
MEHMET SEZAİ ALPAY


Boz koyunlar otlar yüce dağında
Lale sümbül kokar taze yağında
Ne güzel yayladır ili GÜRÜN'ÜN.

Üst yanı incesu alt yanı telin
Hanım kızlar giyer ceketin şalın
İlden ile gider şanı GÜRÜN'ÜN 




Gürün Ulu Camii
Gürün'ün Tarihi

Gürün"ün M.Ö. 2000 yıllarından daha evvel Hititler zamanında TEGEREMA adıyla anıldığını Şemsettin GÜNALTAY"ın eserlerinden biliyoruz. Gürün M.Ö. 63 yıllarında Bütün Anadolu ile birlikte Roma daha sonra da Bizans hakimiyetine girmiştir. Türklerin Anadolu hakimiyetiyle birlikte Gürün sırasıyla, Türkmenler, Oğuz Türkleri ve Yıldırım Beyazıt zamanında da Osmanlı hakimiyetine girmiştir. 1830 yılında Subaşılık olan Gürün 1845 yılında Bucak, 1862 yılında da ilçe olmuştur. 

Coğrafi Konumu 

Gürün İlçesi Doğu Anadolu, Güney Doğu Anadolu ve İç Anadolu’nun kesiştiği önemli bir kavşak olup, Doğu Anadolunun İçanadolu’ya açılan kapısıdır. Doğuyu batıya bağlayan transit kara yolu Gürün İlçe merkezinden geçmektedir. İlçede Sivas’a 140 Km. Malatya’ya 150 km. Kayseri’ye 200 km. mesafededir. Gürün’ün yüzölçümü 2797 km’dir. Darende, Pınarbaşı, Afşın, Elbistan ve Kangal ile komşudur. Rakımı 1250 m.dir. Arazi engebeli ve dağlıktır. Karasal iklim hakimdir. Önemli akarsuları Tohma, Balıklı Tohma ve Akdere sularıdır. İlçede turizm değeri yüksek 4000 m2.lik GÖKPINAR Gölü vardır. 

Kültür ve Turizm

İlçede, bünyesinde çocuk kütüphaneside bulunan bir halk kütüphanesi mevcuttur. Gürün bölgesel turizme hitap edecek şekilde güzelliklere sahiptir. Gökpınar tabii Gölü ve Şuğul Kayalık vadisi bunların başlıcalarındandır. Gökpınarda mülkiyeti İl Özel İdarasine ait 8 yatak kapasiteli bir otel vardır. Burada ayrıca alabalık üretim tesisleri de bulunmaktadır. Keza Şuğul Vadisi bir tabiat harikasıdır. Bu Vadide de önemli miktarda alabalık üretimi yapılmaktadır. (Kaynak: Vikipedi, özgür ansiklopedi)

(Yeşil Gürün olarak da bilinir. İsmin İngilizcedeki Green sözcüğü ile yakınlığı yeşilliğe atıf eder gibidir. Bir vadi boyunca uzanan bu yeşillik Tohma suyunun eseridir. Bu arada Gürün isminin Gür-İn birleştirmesinden türediği iddiası da bulunmaktadır. Yolların kavşak noktasında bulunan Gürün, Kayseri, Malatya, Kahramanmaraş gibi birçok ilin sınırında bulunur. Tarihi ipek yolunun Gürün'den geçmesi, geçmişin ulaşımında önemli rolü Gürün'lü katırcıların üstlenmesi, Gürün alabalığı, Gürün elması, Mağara evleri ve Gökpınar gölü gibi birçok önemli değeri bulunmaktadır.)



Gürün kaya evleri
(Gürün'ün tarihine dair en önemli ipuçlarından birisi, ayrıca Gürün'ün en önemli turizm alanlarından birisi)
Gürün Gökpınar Gölü

(Gürün'ün en önemli coğrafi güzelliği, turkuaz rengi tatlı suyu ve alabalıkları ile meşhurdur. Gürün-Darende yolu üzerinde yoldan 10 km içeride yer alan göl mutlaka görülmesi gereken yerlerden birisi. Gidin pişman olmazsınız.)

Şuğul kanyonu

Gürün otobüs terminali


Tarihi Kilise



Gürün'e bağlı en büyük yerleşim birimi, Suçatı Kasabası

(Emrullah TOPRAK beyefendiden Gürünlüyü tarifleyen güzel bir yazı...)
Sivas’ın Gürün’ündenim Gardaş

   Her şehrin kendine meftun olan küçük bir aşığı vardır. Uzakta da olsa ona tutkun, ona sevdalıdır. Yahya Kemal’in İstanbul ve Üsküdar’ı ne ise bizim Sivas ile Gürün’ümüz odur aslında.  Birisi büyük fethe tanıklık etmiş, gece gündüz süzmüş denizin öte yakasındaki maşukunu. Diğeri bozkırların ta güney ucundan uzanmış yârine, dağların geçit vermezliğine aldırış etmeden. Yolu batıdan doğuya ya da doğudan batıya düşmüş hemen herkes Anadolu’nun orta yerinde duran bu şirin ilçeden mutlaka geçmiştir. Sivas’ın en güney ucunda yer alan Gürün, aynı zamanda Kayseri-Malatya yolu üzerinde, Sivas, Kayseri, Kahramanmaraş ve Malatya dörtgeninin ortasında yer alır.

   Sivas’ı hep uzaktan seyretmiş ama onun binlerce yıllık tarihinde sürekli var olmuştur Gürün. Sebastia’dan Tilgarimmu’ya, Bizans’tan, Selçuklu’ya, Eretna Bey’den, Kadı Burhanettin’e ve Osmanlı’ya kadar geçen dönemlerde Sivas ile aynı tarihi serüveni yaşamıştır. Sivas’ın tarihi biraz da Gürün’ün tarihidir. Timur istilasında Sivas’a ağıt yakmış. Osmanlı devrinde sancak merkezi olan Sivas’a bağlanmış bir daha kopmamak üzere. Tarihin son dönemeçlerinden olan Milli Mücadele’de Sivas’ın yanında yer almış, üç temsilci göndermiş Sivas Kongresi’ne.

   Bir şehrin tarihi seyrini belirleyen en önemli unsurlardan biri yol olsa gerek. Anadolu’da kurulmuş ilk medeniyetler, Hitit, Asur ve Pers dönemlerinde önemli bir yol olan Kral Yolu’nun üzerinde bulunan Gürün, o dönemdeki adıyla Tegerama, ta Babil’den, Ninova’dan kalkıp Halep ve Urfa üzerinden Kayseri Kültepe ve Manisa Sardes’e uzanan güzergâhta Asurlu tüccarların uğrak yeri olmuştur. Akabinde Selçuklu ve Osmanlı dönemindeki tarihi ipek yolunun bir kolu yine buradan geçmektedir. Gürün’ün bugün de doğuyu batıya bağlayan önemli bir yolun önemli bir durak noktası olması boşuna değildir.

   Kral yolu, İpek yolu, Kayseri-Malatya yolu… İsmi değişse de yolların, Gürün öylece kalmıştır orta yerinde Anadolu’nun. Gelip geçenlere, konup göçenlere misafirperverliğini hep göstermiştir. Şehrin bir ucundan diğer ucuna kadar yol boyunca dizilmiş dinlenme tesisleri görürsünüz. Gurbete gidenlerin yahut sılaya dönenlerin hüzün ve sevinçleri birbirine karışır bu mekânlarda. Şehirlerarası otobüslerin yarım saatlik molası yolculara kâh Gürün’ün gece ayazını solutmuş kâh Gürün lokantalarının nefis yemeklerini tattırmıştır. “Burası nereye bağlı?” diye soran yolcular, Kayseri ya da Malatya cevabı beklerken Sivas cevabıyla çoğu kez şaşkınlığa düşmüşlerdir. Olsun Gürünlü bu şaşkınlıktan rahatsız değildir. Her bir Gürünlü nerede olursa olsun “Sivaslıyım” der önce. Sonra mütevazı bir şekilde Gürün’den bahseder. Sivas’a sadece idari olarak değil gönülden de bağlıdır Gürünlü.

   Yollar dedik ya, bir şehrin kaderini belirleyen en önemli unsur. Sultan IV. Murat Han, Bağdat seferine çıkar. Bu seferin akabinde bugün beşyüz küsur yaşında olan Ulu Camii inşa edilir. Kuzeydeki antik mağaralar ve kilise etrafında yerleşen şehir, artık Ulu Cami civarında şekillenmeye başlar. Cami’nin batısında köşkerler çarşısı, doğusunda sebze pazarı oluşur. Kuzeyine terziler ve demirciler yerleşir. Güneyinde ise yol boyunca uzanan oteller ve lokantalar yer alır. Zamanla Tohma Suyu’nun iki yakasında mahalleler kurulur ve şehir bu küçük vadiye yayılır.

  Gürün’ün köşkerler çarşısı, zamana direnen mekânlardan biridir. Bu çarşıdan geçerken kendinizi bir zaman tünelinde hissedersiniz. Köşkerin iki dudağına sıkıştırdığı çiviler kösele ayakkabıyla buluşma anını beklerken, sobacıların çekiç sesleri, marangozların garip bir çığlığı andıran rende seslerine karışır. Gelenek her şeye rağmen yaşam mücadelesi verir bu mekânlarda. Bugün aslına ancak müzelerde rastladığımız tarihi Gürün Şalı bir zamanlar usta ellerde ilmek ilmek dokunmuş, Şam’dan İstanbul’a kadar methi duyulur olmuştur. İçinde hâlâ şal tezgâhı bulunan ev var mıdır bilinmez ama özgün ve sade yapısıyla bazı Gürün evleri, kimi sokak başlarında siyah beyaz bir fotoğraftaki bindallı giymiş bir gelin gibi süzülmektedir. Günümüzde değişen hayat tarzları, bu küçük şehrin elbisesini de değiştirmiş. Toprak damlı çarşılar ve konak görünümlü eski oteller hızla betonlaşmıştır. İsminin sonu palas diye biten ve yakın zamana kadar hizmet vermiş bu küçük otellerde kim bilir kimler konakladı. Han Duvarları’ndaki Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış misali otelin hangi duvarına yol türkülerini kazıdı. Ya da civar kasabalardan gurbete giden bir yiğit, otelin alt katındaki kahvehanede mecburi sabahlayarak zehir zıkkım kaçak Bitlis tütününü kaç kez sarıp iç geçirdi bilinmez.

   Cuma günleri bir başka şenlenir Gürün. Köşkerler çarşısından sebze pazarına, belediye binasından çevre yola kadar Ulu Cami civarındaki tüm yollar, sabahın erken saatlerinden akşama kadar sürecek olan pazarın şamatasına tanıklık eder. O gün erken saatlerde Gürün köylerinin dolmuşları tıklım tıklım gelir pazara. Her köyde en iyi yetiştirilen ürünler Gürünlünün beğenisine sunulur. Öyle cafcaflı büyükşehir semt pazarlarının havasını bulamazsınız burada. Tezgâhın üstüne çıkıp türlü şaklabanlıklarla avaz avaz pazar malı satan simsarlar yoktur burada. İddiasız ama ürününden emin, sırtında güneş yanığı bir ceketi, başında sekiz köşe kasketi ve yüzünde yılların getirdiği çizgilerle size adeta alın terinin, emeğin ne olduğunu anlatırcasına bakan köylüler görürsünüz. Çok da övmez ürününü. Ama beğenir alırsınız, hormonsuz, yalansız, hilafsızdır. Telin pekmezi, Tepecik peyniri, Tıhmın pestili, Gürün elması, Gübün lahanası, pazarda ısrarla tercih edilen ürünler arasındadır. Bunun yanında sumak, kenger, kuzukulağı, alıç, kuşburnu yöreye has ürünlerdir. Geçmişin izleri yavaş yavaş yok olsa da, Gürün’de pazar geleneği, yenilenen mekânlarda hâlâ yaşamaktadır.

   Anadolu’nun orta yerindeki bu şirin belde aynı zamanda coğrafi konumu itibariyle de büyük bir öneme sahiptir. Bölgedeki üç büyük havzanın tam kesişme noktasıdır Gürün. Yani bu bölgeye düşen her üç yağmur damlasından biri kuzeye Kızılırmak havzasına oradan da Karadeniz’e kadar gider. Gürün’ün güneybatısındaki Göğdeli yaylasına düşen yağmurlar, Zamantı, Seyhan ve Ceyhan havzasından Akdeniz’e karışır. Doğuya düşen bir yağmur damlası da Tohma yoluyla Fırat havzasına oradan da Basra Körfezi’ne kadar gider. Tarihinden ve coğrafi konumundan kaynaklanan bu geçiş özellikleri Gürün’ün insanına da yansımıştır. Bugün yurdun hemen her bölgesinde Gürünlülere rastlayabiliriz.

   Doğduğumuz topraklardan bir müddet sonra hasbelkader ayrılıyor, ama kopamıyoruz. Yaşımızın ve aklımızın yettiğince, mevsimsiz bir zaman aralığından tekrar tekrar dalıyoruz eski fotoğraflara. Geçmiş ile gelecek arasında bir yerde, yolların, suların buluştuğu veya ayrıldığı bir yerde. Yüzümüzde hüzünlü bir tebessüm, dudağımızda Dutlu Pınar Lokantası’nda içtiğimiz buz gibi gazozun tadı var sanki. Geçmişi yâd etmek, mekânları, hatıraları ve kaybolup giden zamanı geri getirmeye çalışmak değil tabi ki. Beşiğimizin sallandığı bu topraklara olan vefa borcumuzu ve unutulmaya yüz tutmuş değerlerimizi hatırlamak. Sivas’ın Gürün’ünden olmak, bir otobüs molasında Gürün’de inmek. Bir cuma kalabalığına karışıp tanıdık bir yüzle karşılaşmak, eski bir dostla bir çay bahçesinde hasbıhal etmek. Akşamın kızıllığında bir otobüse binip Gürün’e el sallamak. Sivas’ı nasıl uzaktan seviyorsan Gürün, seni de uzaktan sevmek güzel.

Yorumlar